İnsan vücudundaki her hücrenin yaşamını sürdürmesi ve hücre temel fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için enerjiye ihtiyaçları vardır.

Ve hücrelerin bu enerjiyi aldıkları yer ya da bu enerjinin birinci kaynağı glikozdur. Besinlerle aldığımız glikoz, hücrelere kan dolaşımı yolu ile iletilir.

Daha hızlı bilgi almak için uzmanımızla iletişime geçin 0216 411 99 77  .

Glikozun hücreye girebilmesi için insülinin yardımına ihtiyacı vardır.

İnsülin, pankreasın Langerhans Adacıkları denen bölgesindeki BETA hücrelerinden  salgılanan bir hormondur.

Hücre zarında bulunan insülin reseptörlerine tutunan insülin hormonu zarda kapılar oluşturur ve işte glikoz bu kapılardan hücreye geçer ve hücre tarafından enerji olarak kullanılır .

Peki, aldığımız enerji o an için ihtiyaç duyduğumuzdan fazlaysa, diğer bir deyimle ihtiyacımızdan fazlasını yediğimizde ne olur?

Fazla enerji sonradan kullanılmak üzere depolanır. İnsülinin ikinci görevi de işte bu kandaki fazla şekeri trigliserid dediğimiz yağa çevirerek vücudun çeşitli bölgelerinde özellikle de karaciğerde depolamaktır.

Kısaca, şekerin fazlası ilerde kullanılmak üzere yağa çevrilir ve depo edilir.

Pankreasta bulunan langerhans adacıkları alfa ve beta hücrelerini içerir.

Bu hücreler pankreastan çeşitli hormonların salınmasını sağlar.

Vücudun şeker metobolizmasında çok önemli yeri olan insülin hormonu beta hücrelerinden , yine aynı önemdeki glukagon ise alfa hücrelerinden salgılanır.

İnsülin sürekli olarak kandaki şekerin hücrelere taşınmasını sağlayıp kan şekerini düşürmeye devam etseydi kanda hiç şeker kalmaz ve hipoglisemi oluşurdu.

İşte tam da bu hipoglisemi durumunu dengelemek için pankreas yine devreye girer ve glukagon hormonunu salgılar.

Glukagon depo edilen fazla şekerin tekrar kana salınması mesajını iletir, böylece kandaki şeker oranı dengede kalmış olur.

Diyabet Nedir?

DİYABET, pankreasın salgıladığı insülin hormonunun eksikliği veya etkisizliği sonucu ortaya çıkan metabolik bir hastalıktır.

İnsülinin yokluğu veya etkisizliği sonucu hücre içine giremeyen şeker kanda yükselmeye başlar.

Bu düzensizlikler diyabetin göstergesi olan Hiperglisemi’ ye yani yüksek kan şekerine sebep olur.

Klinik Bulgu ve Belirtiler

  • Ağız kuruluğu,
  • Aşırı yemek yeme isteği , sıklıkla aşırı yemeye yol açan anormal derecede güçlü bir açlık hissi (Polifaji)
  • Doymaksızın sürekli susama veya alışkanlık haline gelen normalden fazla su içme isteği (Polidipsi).
  • Belli bir zaman aralığında yüksek miktarda idrarın üretilip atılması (Poliüri)
  • Kilo Kaybı
  • Bulanık Görme
  • Ayaklarda Uyuşma, Karıncalanma, Yanma
  • İdrar Yolu Enfeksiyonları
  • Vulvovajinit; vulvo ve vajinada görülen kızarıklık ve kaşıntı oluşturan enfeksiyonlardır.
  • Mantar Enfeksiyonları
  • Kaşıntı
  • Ciltte Kuruma
  • Yorgunluk

Uluslararası Diyabet Federasyonunun son yaptığı tahminlere göre % 8.3’ü yetişkin olmak üzere dünya üzerinde yaklaşık 382 milyon diyabetli bulunmaktadır ve bu rakam 25 yıldan daha az bir süre içerisinde 592 milyonun üzerine çıkacaktır.

175 milyon insan ise diyabetli olduğundan haberi olmayıp diyabetten kaynaklanan birçok komplikasyonla yüz yüzedir.

Diyabet Tanı Kriterleri

Eğer yukarıda ki belirtileri yaşıyorsanız ve ailenizde diyabet hikayesi varsa mutlaka doktorunuzdan yardım istemelisiniz. Doktorunuz diyabet teşhisi koyma aşamasında bazı laboratuvar tetkikleri isteyebilir. Bu tetkikler ve diyabet hastası iseniz beklenen sonuçlar aşağıdaki gibidir.

Açlık Kan Şekeri (AKŞ) Açlık Kan Şekeri (AKŞ)≥ 126 mg/d
Rastlantısal Kan Şekeri ( diyabet semptomları var ise) ≥ 200 mg/dl
Oral Glukoz Tolerans Testi   (OGTT) ≥ 200 mg/dl
HbA1c  ≥ %6.5

Açlık Kan Şekeri Nedir?     

Açlık kan şekeri, en az 8 saatlik açlıktan sonra kanda tespit edilen şeker(glikoz) oranıdır.

Açlık kan şekeri seviyeleri  70 – 110 mg/dl arasında normal kabul edilebilir.

Tokluk Kan Şekeri Nedir?

Tokluk kan şekeri hastanın en az 8 saat aç kalmasını takiben ağzına ilk lokma alındıktan 2 saat sonra kan testiyle ölçülür.

  1. saat tokluk kan şekeri 140 mg/dl veya altında olursa normal,
  2. saat tokluk kan şekeri ise 120 mg/dl veya altında olursa normal değerlerdedir denilebilir.

Glukoz tolerans testi, hastalara belirli bir miktarda glukoz içeren içecek verilmesi ve ardından verilen glukozun kandan ne kadar çabuk sürede temizlendiğini belirlemek için kan örneklerinin alındığı bir testtir.

Hemoglobin A1c Testi Nedir?

Hiperglisemi durumunda glukoz kendini alyuvarlardaki  hemoglobin ile birleştirerek glikolize olmuş hemoglobin ya da  hemoglobin A1c yi oluşturur .

Hemoglobin AC1 Testi Nedir

Hemoglobin oksijenle bağlandığında kırmızı bir renk alır. Hemoglobinler ortalama 120-150 gün kadar yaşam süresine sahiptirler.

Bu nedenle kandaki HbA1C düzeyinin ölçülmesi ile 2-3 aylık sürece ilişkin kan şekeri düzeylerinin ortalama değerini verir.

Diyabet hastalığı bulunmayan sağlıklı bireylerde kan HbA1C düzeyinin %4,7 ile %5,6 arasında olması beklenir.

Diyabet Türleri

Diyabetin birkaç farklı türü vardır ve bu yüzden diyabete yol açan birçok farklı durum olabilir. Şimdi diyabeti 3 temel türe ayıralım.

Tip 1, Tip 2 ve Çeşitli diye adlandıracağımız 3. Tür.

Tip 1 Diyabet Nedir?

İnsülin pankreas da üretilir demiştik eğer pankreas gerektiği kadar insülin üretmiyorsa ne olur?

Tip 1 diyabet

Böyle bir durumda glikozun hücreye geçeceği kapıları açacak reseptörlere bağlanması gereken insülin kanda yoktur ya da çok az bulunuyor demektir.

Yani glikoz için kapılar açılmayacak, glikoz hücreye giremeyecek ve kan dolaşımında kalmaya devam ederek hiperglisemiye neden olacaktır. Bu duruma “Tip 1 Diyabet” denir.

Kısaca Tip 1 Diyabette hücre için gereken enerjiyi sağlayacak glikoz kanda vardır fakat insülin eksikliğinden dolayı hücreye geçişini gerçekleştiremediği için hücrenin(beyin hücresi, kas hücresi ,sinir hücresi …) ihtiyacı olan enerjiyi sağlayamaz.

Tip 1  Diyabet  otoimmün bir hastalıktır. Peki Otoimmün hastalık ne demektir ?

Vücudun kendi hücrelerini sanki yabancı bir hücre gibi algılayıp savunmaya geçmesi ve bağışıklık sisteminin o hücrelere saldırması sonucu oluşan hastalıklardır.

Diyabet hastalarında Vücut bağışıklık sistemi insülin üretimini önlemek için pankreasın beta hücrelerine saldırır ve yok eder.

Sebebi tam olarak net olmamakla birlikte bu durumun genetik yatkınlık ve çevresel sebeplerden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Tip 1 diyabet genellikle çocukluk ve ergenlik çağlarında görüldüğü için juvenil diyabet , tedavisinde mutlaka insülin kullanılması gerektiği için de insüline bağımlı diyabet de denilebilmektedir.

Diyabet belirtilerinin bilinmesi hastalığın erken dönemlerinde tanısı açısından çok önemlidir. Çünkü  zamanında tanı konulamaz ve uygun tedavi uygulanmazsa hasta kısa sürede şeker komasına girebilir.

Tip I diyabetlilerin yarısına yakını, yüksek şeker koması ile tanınmaktadır. Genetik yatkınlık söz konusu olduğu için daha çok çocuklarda görüldüğünden dolayı ailelerin belirtileri farketmesi çok çok önemlidir.

Ebeveynlerin diyabet ve belirtileri hakkında farkındalığını geliştirmek, çocuklarımızın sağlık kaybını en minimum düzeye indirebilir.

Diyabet Belirtileri

  • İlk 1-2 hafta içinde
  • Aşırı susama ve su içme,
  • Bol bol idrar yapma,
  • Aşırı iştah ve çok yeme; buna rağmen zayıflama,
  • Halsizlik görülebilir.
  • Daha ileri günlerde kan şekerinin aşırı yükselmesine bağlı olarak:
  • İştahsızlık,
  • Bulantı,
  • Karın ağrısı,
  • Halsizliğin artışı
  • Şuur bulanıklığı,
  • Koma hali görülebilir.

Tip 1 Diyabet Tedavisi

Tip1 diyabette insülin hormonu hiç yoktur veya yok denecek kadar az olduğundan tedavisinde mutlaka insülin kullanılır.

Tip 2 Diyabet

Tip 1 diyabetin belirtileri hızla ortaya çıkar ve hemen insülin başlanmazsa hayati tehlikeye yol açabilir.

Hasta kişiler, kanlarındaki glikoz seviyesini kontrol etmek için her gün insülin enjeksiyonu yapmak zorundadırlar.

Böylece reseptörlere bağlanacak insülininiz olacak ve glikozda gereği gibi işlem görecektir.

Eğer Tip 1 diyabetli kişiler insülin tedavisi almazlarsa diyabet komasına girebilirler.

Bu yüzden Tip 1 diyabete insüline bağımlı diyabet de denir.

Tip 2 Diyabet Nedir?

Tip 2 diabette ise;  pankreasımız insülin üretebilir ve onu bizim kan dolaşımımıza gönderir,  ancak hücredeki insülin reseptörleri gereği gibi çalışmaz.

Reseptörlerin çeşitli sebeplerden dolayı insüline karşı duyarlılıkları azalmış olabilir. Bu durumda reseptörler insüline bağlanmakta zorluk çekerler ve glikoz hücreye giremez.

Kan dolaşımında artmaya devam eden glikoz yine hiperglisemiye sebep olur.

Biz bu tip diyabete Tip 2 Diyabet diyoruz.

Tip 2 diyabet, 45 yaşından büyük kilo fazlası olan bireylerde  daha yaygındır.

Bununla birlikte, artan obezitenin bir sonucu olarak, çocuklarda ve genç erişkinlerde de yaygın hale gelmektedir.

Tip 2 diyabet en yaygın diyabet tipidir, tüm diyabetlilerin %90-95’ini oluştururlar.

Tip 2 diyabet, insüline bağımlı olmayan diyabet veya geç başlangıçlı diyabet olarak da adlandırılır.

Tip 2 Diyabet  Risk faktörünün daha yoğun görüldüğü bireyler:

  • Aşırı kilolu bireyler (Beden Kütle İndeksi (BKİ) ≥ 25 kg/m2 olanlar )
  • Fiziksel aktivitesi düşük bireyler
  • Birinci dereceden akrabalarda diyabet hikayesi olanlar
  • 4 kg ve daha fazla ağırlıkta bebek doğuranlar ve daha önce gestasyonel (gebelik ) diyabet tanısı alanlar
  • Hipertansiyon ( ≥140/90 mmHg ) ya da hipertansiyon tedavisi alanlar
  • HDL-kolesterol 35 mg/dl altında ve/veya trigliserid  değeri  250 mg/dl  üzerinde olan bireyler
  • İnsülin direnci bulguları olanlar
  • Polikistik Over Sendromu görülen bireyler
  • Daha önceki tanısal testlerde Bozulmuş açlık glikozu( BAG) ve ya Bozulmuş glikoz toleransı         (BGT) olgularına rastlanmış olması
  • Kalp damar sağlığı hastalığı olan bireyler

Yukarıdaki kriterler varsa  hastanın düzenli laboratuvar testlerinin en az 3 yılda bir tekrarlanması önerilir.

Tip 2 Diyabette, pankreas işini yapıyor insülin üretiyor, fakat bu defa reseptörlerin duyarlılığı az olduğu için yani insülin direnci geliştirdiği için insülin reseptöre bağlanamıyor.

İnsülin Direnci Nasıl Oluşur?

Son günlerde en çok tartışılan konulardan biri olmakla beraber uzmanların çoğu farklı görüşler sunmaktadır.

Örneğin yanlış beslenme sonucu alınan fazla glikozu enerjiye çevirmek için gereğinden fazla üretilen insülinin zaman içinde reseptörlerde algılama bozukluğuna yani insülin direncine sebep olabilmesi senaryolardan biridir.

Bir diğer senaryo ise genetik yatkınlık olabileceği yönündedir. İnsülin direnci, prediyabetin en önemli nedenidir.

Prediyabet – Gizli Şeker Nedir ?

Prediyabet, halk arasında Gizli Şeker olarak da bilinir.

Kişinin kan şekeri düzeyinin normalden yüksek, ancak diyabet tanısı için gerekli sınırdan  düşük olduğu ara dönemdir.

Diyabete geçiş dönemi olarak tanımlanabilen kişiden kişiye değişebilen ve uzun süren bir evredir.

Araştırmalara göre, çoğu gizli şeker hastalarına 10-15 yıl içinde Tip 2 diyabet tanısı konmaktadır.

İnsülin direnci, prediyabetin en önemli nedenidir.

İnsülin direnci geliştiğinde, vücudumuzdaki hücreler insüline cevap veremediğinden insülin kan şekerini hücre içine sokamaz.

Pankreas, hücrelerin cevap vermesini sağlamak için daha fazla insülin salgılamak zorunda kalır.

Sonunda, yüksek miktarda insüline rağmen kan şekeri düşmez ve böylece prediyabet için bir ortam oluşur.

Yaşam tarzı değişikliği sayesinde risklerin azalmasıyla birlikte prediyabetten diyabete geçişin önlenebildiği kanıtlanmıştır. Bu sebeple prediyabet döneminin teşhisi çok çok önemlidir.

Bu dönem tedavi açısından son derece önemlidir. Gizli şekeri olan bireyler, diyabetin yol açtığı tüm hastalık risklerini de taşımaktadır.

Diyabet tanısı konulan hastalarda organ hasarı ortaya çıkmakta ve hastalar görmede bozukluk, kalp krizi riski, böbrek yetmezliği gibi sorunlarla hekimlere başvurmaktadır.

Benzer sorunlar prediyabet dönemindeki hastalarda da ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle belirtilerin önceden bilinerek gerekli önlemlerin alınması çok faydalı olacaktır.

Prediyabet  (Gizli Şeker ) Tanı Kriterleri

Plazma Glukozu (PG)

Bozulmuş Açlık Glukozu (BAG) 100-125 (mg/dl) (Açlık)
Bozulmuş Glukoz Toleransı (BGT) 140-199 (mg/dl) (Tokluk)
HbA1c %5.7 – 6.4

Gizli Şeker (Prediyabet) Dönemi Yapılabilecek Tedaviler

Gizli şeker tedavisinde, altın anahtar  sağlıklı yaşam tarzıdır.

Kilo vererek sağlıklı kiloya ulaşmak, şekerli gıdaların azaltılması, düzenli egzersiz yapmak önemlidir.

Tüm bunlar vücuttaki insülün direncini azaltır, kan şekerini düşürür ve diyabete geçişi engelleyebilir.

Ayrıca insülün direncini azaltarak diyabete gidiş riskini azaltan ilaç tedavileri de vardır.

Tip 2 Diyabetin Tedavisi

Tip 2 diyabet daha çok insülin direnciyle karakterizedir.

Tedavisinde öncelikle uygun bir beslenme diyeti ve egzersizle kandaki şeker miktarı dengelenmeye çalışılır.

Bunlar yeterli olmaz ve denge sağlanamazsa hasta oral tabletler (ağızdan alınan ilaçlar) bazı özel durumlarda ise insülin takviyesi ile tedavi olabilirler.

Komplikasyonlar

Eğer diyabeti tedavi etmezseniz ne olur?

Uluslararası Diyabet Federasyonu, 2005 yılında yaptığı çalışmasında dünyada yaklaşık 170 milyon Tip 2 diyabetli olduğunu tespit etmiştir.

Tüm dünyada milyonlarca kişi hastalığını bile bilmeden veya yeterli tıbbi bakıma ulaşmadan Tip 2 diyabetli olarak yaşamaktadırlar.

Eğer tip 2 diyabetli kişilerde tanı erken konmaz ve tedavi edilmez ise ;

  1. Hücreleriniz glikoz olmadan işlevini sürdüremez.
  2. Kandaki şeker bir kez yeterli konsantrasyona ulaşınca vücutta gerçekten çok büyük organ hasarlarına  neden olabilir hatta ölüme bile yol açabilir.
  3. Diyabet, yaşam boyu süren, dikkatli kontrol gerektiren kronik bir hastalıktır. Gerektiği gibi kontrol edilmezse, kardiyovasküler hastalık, (kalp damar hastalıkları), böbrek yetmezliği, körlük, sinir hasarı ve diyabetik ayak gibi çeşitli sorunlara yol açabilir.

Bu yüzden bu sorunların olmasını istemezsiniz.

Kanınızda gereğinden fazla şekerin bulunmasını ve vücudunuza zarar vermesini istemezsiniz.

Erken tanı ve düzenli laboratuvar tetkikleri bu sebeple çok önemli olabilir.

Diyabetin en çok görülen türleri Tip 1 ve Tip 2 Diyabet gibi insülin ve direnciyle ilgili  olmasına rağmen bu hastalığın başka birçok önemli sebebi de vardır.

Örneğin diyabet ilaç kullanımına bağlı olarak da gelişebilir ve  genelde Glukokortikoid denilen ilaç grubundan kaynaklanır.

Bunlar vücuttaki iltihabı azaltmak için bronşit, artrit, kron hastalığı veya kronik astım  gibi hastalıklarda verilen steroid ilaçlardır.

Gestasyonel Diyabet Nedir?

Diyabetin çeşitli dediğimiz türleri arasında Gestasyonel diyabet de denilen gebelik diyabetini de sayabiliriz.

Gestasyonel diyabet, genellikle gebeliğin 24. haftasından sonra yani 2. trimesterın sonlarına doğru ortaya çıkan şeker yüksekliğidir.

Annenin kanındaki glikoz seviyesinin yüksek olması fetüsün kanındaki glikoz seviyesinin de yüksek olması anlamına gelir ve sonuç olarak fetüs normal bir tepki olarak insülin salgılamaya başlar.

Fazla salgılanan insülin vücut hücrelerine glikozun girmesini sağlarken aynı zamanda yağ olarak depolanmasına da sebep olur.

Karaciğer ve kalp gibi organların reseptörlerine bağlanarak bu organların yağ deposunun artmasına yani gereğinden fazla  büyümesine sebep olur.

Özetlemek gerekirse annenin yüksek glikoz seviyeleri sırasıyla fetüsün glikoz seviyesinin yükselmesine buna bağlı olarak insülin seviyesinin yükselmesine ve fetüsün normal dışı büyümesine sebep olur ve buna da MAKROZOMİ adı verilir.

Bu durum bebeğin gereğinden büyük doğmasına sebep olur.

Ayrıca annenin kanında hızla artan glikoz miktarı  sonuç olarak anne adayında diyabete bağlı rahatsızlıkların yani böbrek hasarı, damarsal rahatsızlıklar ve retina hasarı gibi sorunların ortaya çıkması ihtimalini arttırır.

Pregestasyonel Diyabet Nedir?

Gebelik döneminde yaşanabilecek ikinci durumu ise Gebelik öncesi diyabet hastası olan bir kadın için gebe kaldığı anda görülebilen

Pregestasyonel Diyabettir. Gebeliğin ilk 8 haftası yani fetüsün organlarının oluştuğu dönem olan organogenez sırasında kan şekerinin kontrol altında olmaması durumudur.

Bu ilk 8 haftadaki yüksek glikoz seviyeleri düşüğe ya da fetüsün organlarında ciddi anomalilere yol açabilir.

Gestasyonel gebeliğin teşhisi ve takibinde başvurulabilecek Laboratuvar testleri nelerdir?

Diyabetin , anne ve fetüs için bu kadar büyük komplikasyonlara sebep olacağı göz önünde bulundurulduğunda  erken teşhisi ve kan şekerinin gebelik süresince takip edilmesinin önemi de ortadadır.

Erken tanı ve bunu takiben bebeğin iri doğmasını önler. Ayrıca doğum travmalarının önüne geçer ve doğum sonrası ortaya çıkabilecek bebekte hipoglisemi, kalsiyum düşüklüğü, solunum zorluğu gibi komplikasyonları da engelleyebilir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) diyabet risk faktörleri taşıyan tüm kadınların 24-28. Haftalar arasında ‘Oral Glikoz Tolerans Testi’ (OGTT) yaptırmalarını öneriyor.

Bu testte önce  hastanın açlık kan şekerine bakılır, daha sonra da yaklaşık 75 gram glikoz içeren içecek içirilir ve iki saat sonra, kan şekeri ölçülür.

WHO Gestasyonel Diyabet teşhisinin aşağıdaki değerlere dayalı olması gerektiğini önermiştir:

  • 5,1-6,9 mmol/l arasında açlık kan şekeri seviyeleri,
  • 75 gramlık glikoz alımından 1 saat sonra, kan şekeri seviyesi ≥10 mmol/l,
  • 75 gramlık glikoz alımından 2 saat sonra, kan şekeri seviyesi 8,5-11 mmol/l.

Genellikle gebelik bittikten sonra kan şekeri seviyeleri normal düzeylere iner.

Brittle (Oynak) Diyabet

Brittle diyabet hastaları kan şekeri seviyelerinde öngörülemeyen  dalgalanmalar olan, aynı tip ve aynı doz insülin tedavisine rağmen  hiperglisemi ve hipoglisemi oluşturan  Tip 1 diyabetlilerdir.

HbA1c seviyeleri tipik olarak yüksek(>%10), kronik komplikasyonlar daha sıktır. Çoğu hasta 40 yaşın altında  ve kadındır.

Belirtileri

  • Kan şekeri seviyelerinde öngörülemeyen, keskin değişiklikler
  • Çok yüksek ve çok düşük kan şekeri dalgalanmaları
  • Ketoasidoz yaşama olasılığı ve sıklığı ;

Diyabetik ketoasidoz nedir ?

insülin hormonunun ağır yetersizliği halinde, sıvı kaybı ve vücudun kendi yağlarını parçalamasıyla oluşan   ketonların düzeylerinde artışın  izlediği, acil müdahale gerektiren, çok ciddi bir klinik durumdur.

Ketonlar , vücudun kendi yağlarını parçalamasıyla oluşan  kan asitleridir. Sayısı artan bu asitler idrarla dışarı atılır. Sıklıkla Tip 1 diyabetlilerde görülse de özel durumlarda her diyabetli DKA ile karşılaşabilir.

Bu belirtilerin belli bir sıklıkla tekrarlanması sonucu teşhis konulabilir.

Örneğin 4 yıllık bir zaman dilimi içinde en az 3 kez diyabetik ketoasidoz veya 1 yıl içinde 3 kez hipoglisemiye bağlı zorunlu yatış gibi çeşitli tanımlamalarla belirlenmeye çalışılmıştır. Brittle diyabet tüm insülin kullanan hastaların %1’inden azında görülen nadir bir durumdur.

Başlıca sebepleri arasında psikolojik etkenler sunulmaktadır.

Oynak diyabetin önlenmesine yardımcı olmak için doktorunuz size şunları önerebilir:

  • Sağlıklı kiloda kalmak
  • Stresi yönetmek için bir terapiste görünmek
  • Genel diyabet eğitimi almak
  • Düzenli Endokrinolog kontrolünde olmak (diyabet ve hormonal dengesizlikler konusunda uzmanlaşmış bir doktor)

Diyabetinizi nasıl yöneteceğiniz konusunda sorularınız varsa, doktorunuzla konuşun.

Durumunuz hakkında daha fazla bilgi edinmenize yardımcı olabilir ve bakım planınıza nasıl bağlı kalacağınız konusunda size tavsiyelerde bulunabilirler.

Doktorunuzla birlikte çalışarak, hassas diyabeti yönetmeyi veya önlemeyi öğrenebilirsiniz.

Oynak Diyabet Tedavi Seçenekleri

Deri altı insülin pompası

Brittle diyabet hastalarının temel amacı, aldıkları insülin miktarını belirli bir zamanda ihtiyaç duydukları miktara daha iyi eşleştirmektir.

Deri altı insülin Pompası, 24 saat vücudunuza  insülin pompalayacak şekilde tasarlanmıştır. İnsülin seviyenizi sabit tutmanıza yardımcı olur ve bu da glikoz seviyenizi daha dengeli tutmanıza yardımcı olur.

Sürekli kan şekeri izleme

Tipik diyabet yönetimi, glikoz seviyenizi kontrol etmek için genellikle her gün birkaç kez kanınızın düzenli olarak test edilmesini içerir. Oynak (brittle) şeker hastalığında bu, glikoz seviyenizi kontrol altında tutmak için yeterli olmayabilir.

Sürekli glikoz izleme  ile cildinizin altına bir sensör yerleştirilir. Bu sensör, dokularınızdaki glikoz seviyelerini sürekli olarak algılar ve bu seviyeler çok yükseldiğinde veya çok düştüğünde sizi uyarabilir. Bu, kan şekeri sorunlarınızı hemen tedavi etmenizi sağlar.

Diğer tedavi seçenekleri

Oynak diyabet genellikle dikkatli yönetime olumlu yanıt verir. Bununla birlikte, hastaların bir kısmında  tedaviye rağmen hala şiddetli kan şekeri dalgalanmaları görülebilmektedir. Bu gibi durumlarda, bu kişilerin pankreas nakline ihtiyacı olabilir .

Diyabeti Kontrol Altında Tutmak Elinizde

Yapabileceğiniz en uygun davranış Kan şekerinizin kontrolünü sağlamaktır. Kan şekeri düzensizliğinin takibi ve önlenmesi komplikasyonlarınızı önleyecektir.

Hedefiniz kan şekerinizi düzenli takip edip  açlık kan şekerinde 90 ile 120 arasını tutmak olabilir. Kan şekeri açlıkta bu düzeylerin üstünde çıkıyorsa o zaman tedavi değişikliği yapılması gerekebileceğinden doktorunuzla iletişime geçmenizi öneririz.

Yalnızca açlık kan şekeri takibi yeterli değildir.

Belli aralıklarla tokluk kan şekerlerinizi de izlemelisiniz. Ölçtüğünüz 2.saat tokluk kan şekeri değerleri 160’ı aşmamalıdır.

Her yaşta ortaya çıkma durumu söz konusu olmasına rağmen 40 yaşından sonra periyodik olarak şeker hastalığı testi yaptırmak.

Her iki değerin ortalamasını gösteren, son 3 ayda kan şekerinizin hangi düzeylerde gittiğini bildiren önemli bir test hemoglobin A1C testidir, en az 6 ayda bir, hatta dalgalanmalar yaşıyorsanız mutlaka 3 ayda bir hemoglobin A1C düzeyini ölçtürmelisiniz.

Hemoglobin A1C seviyenizin 6,5 ve altında olmasını hedeflemeniz önerilir.

Bu hedefler bireysel olarak değişebilmektedir.

Kan şekeri ve hemoglobin A1C değerleri belirlenirken  mutlaka hekiminizle görüşmeniz tavsiye edilir.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak.

You may use these <abbr title="HyperText Markup Language">HTML</abbr> tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

× Whatsapp Destek Hattı
Ara